Münzevinin Günlüğü
"usta, insan büyük bir acıdan ölür mü?"
Gidenler o kadar çok ki, başımı ağrıtıyor bu. Kötü haberler, kötü sözler üst üste geldikçe, "kabus" somut bir hal alıp hayatının üstüne çökünce, insan acıyı falan da bir kenara bırakıp "Bakalım sırada ne var" diye meraklanmaya başlıyor. Hastalıklı bir şekilde bekliyor, belki de zevk almaya başlıyor bundan.
* * *
"Kanı kanla, gözyaşını gözyaşıyla temizleyemezdi" diye yazmıştım defterime en son. Son tümcem olacağını bilseydim, daha afili bir şey yazardım. En azından çaba harcardım bunun için. Beğenmezdin yine ama olsun. Ne demiş adam: "Ben ne yaptıysam, iyi yapmak niyetiyle yaptım. Başarısız olduysam bunun kabahati niyetimde değildir."
* * *
- Artık hiç kimse böyle şeyleri umursamıyor, biliyorsun değil mi?
- Ben seni umursamadan yaşayamam ki.
Böyle bir diyalogun bir çamaşır makinesi reklamında geçmesi çok ilginç. Reklamları izlerken televizyona kilitlenip kalan küçük çocuklar gibi oluyorum bu reklam filmini görünce. Elimde uzaktan kumanda, kanallar arasında gezip duruyorum kaç gündür, reklam filmini yakalarım belki umuduyla. Uzun zamandır böyle sarsıcı bir replik duymamıştım.
“Umursamadan yaşamak” nedir? “Gerçekten” sevdiğin birisini umursamamak mümkün müdür? Değildir. Peki ya bunu dillendirmek? “Seni umursuyorum” demek çok mu güçtür? Yeterli midir peki? Umursamadığını belli etmek için bir jest, bir mimik yeterliyken, umursadığını belli etmek için ne yapmak gerekir?
Yoruldum. Söyleyemediğim ne kadar şey varsa şimdi peşimden geliyor.
* * *
Gardımı her indirdiğimde hayat bir tane daha çakmıştır bana. (Ava Gardner?) Hayat, ah o muhteşem boksör! Sağlı sollu yumruklarla nasıl da girişiyor yine bana. Duyuyorum, kenardakiler bağırıyor: Böbreklerine çalış! Yık onu, devir onu, bitir onu!
Antrenmansızım. En iyi bildiğim şeyi unutmuşum: Gard almayı. Koruyamıyorum kendimi. Vurdukça vuruyor. Düşüyorum, hakem saymıyor bile. Öyle umudu kesmişler benden. Hiç taraftarım da yok zaten. Hamim yok. Pes ettim, anlasanıza! Bırakamıyorum, bir havlu atanım bile yok.
Vur hadi!
* * *
Büyük umutlarla transfer edilen ve sezon ortasında kulübümüze katılan Sercüment Pekyaşar, bir türlü kendisinden beklenen patlamayı yapamadı. Eline, pardon ayağına, geçen tüm fırsatları cömertçe harcayan Sercüment Pekyaşar, sahaya çıktığı her maçta, taraftara adeta saç-baş yoldurdu. Kış aylarında, “Ben bahar çocuğuyum, nisan ayını bekleyin. Göreceksiniz, ne harikalar yaratacağım” şeklinde oldukça iddialı demeçler vermesine rağmen, nisanın ortasında bulunduğumuz bugünlerde, üzülerek belirtiyoruz ki, kendisinden beklenen verim alınamamıştır. (Beklenen verimi boşver, verim bile alamadık birader, sen ne diyorsun.)
Kendisi, müteaddit defalar gerek sözlü gerekse maddi cezalarla uyarılmış, ihtar babında, genç takımla antrenmanlara çıkarılmıştır. Görünen o ki, bunlar da bir işe yaramamış ve yaramayacaktır.
Gol yollarındaki etkisizliği, savunmadaki yetersizliği, modern oyun anlayışının olmazsa olmazlarından olan “takım oyunu”ndan uzak bencil mentalitesi ile bizleri çok üzen bu arkadaşımıza bugüne kadar yeterli sabrı gösterdiğimize inanıyoruz.
Bu koşullar altında, kendisi ile yollarımızı ayırmaya karar verdiğimizi, kendisine talip bir kulüp (hiç sanmıyoruz ama) çıkarsa, transfer ücreti ya da bonservis ücreti talep etmeyeceğimizi, bilabedel, seve seve göndereceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.Hayatspor Yönetim Kurulu Başkanı
Hayati Geldigeçti
* * *
“Bu tetiği hala çekmediysem, seni umursadığımdandır. Ben seni umursamadan ölemem ki.“
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
ah kederli süpermen ah...Tetiği çekmek çok kolay oda kalanları umursamadığımızda anca
umursadığın kim?
Yorum Gönder