
"altıncı kez o sesi çıkardığında kalkıp son blog yazımı yazacağım" diye düşündüm. sanırım bunu düşündüğümde beşinci kez o sesi çıkarıyordu. odadaki aletten bahsediyorum. hani şu belirli aralıklarla sprey sıkan alet. yarım saate ayarlı benim odamdaki. sesi her duyduğunda anlıyorsun ki hayatından bir yarım saat daha geçti. aslında sırf bu açından bile çok faydalı bir alet. duydunuz zilin sesini, hayatınızdan yarım saat daha eksildi.
altıncı kez o sesi çıkardığında, 180 dakikadır kanepede sırt üstü uzanmış tavana bakıyordum. üç saat daha geçmişti yani. son iki gün zaten yorganın altındaydım. zorunlu haller dışında altından hiç çıkmadım iki gündür. telefonlar kapalı, kapı kapalı. içilen onlarca sigara, onlarca kadeh votka, konuşmamaktan çatallaşan sesim. ortadaki sehpa pislik içinde. masanın üstü de öyle. ya içim? o da çok farklı değil.
blogdaki tüm yazılarımı kaldırdım. artık bir şey ifade etmiyorlardı. ağzımdan çıkan sözcükler de öyle. artık bir şey ifade etmiyorlar.
babamın duvarda asılı fotoğrafına baktım yattığım yerden ve ağladım. "ben neden yapamadım baba?" diye sordum ona.
"ben neden yapamadım?"
yeni bir günün ilk saatleri. bu gerizekalı makinenin başında. sabah olacak, belki işe gideceğim. superman olmadığımı bilerek bu evden çıkacağım belki. 3 ya da 4 yıl önceki doğum günümde superman'in doğum günüyle ilgili eğlenceli bir yazı yazmıştım. yarın doğum günüm ve artık tek bir sözcük dahi yazmak istemiyorum. lois lane'imi bulduğumu sanmıştım. bu doğum günümde gözümün içine bakıp, "süper kahramanım, iyi ki doğdun, iyi ki varsın, iyi ki yanımdasın" diyeceğini sanmıştım. ne ben superman'im, ne de lois lane'i buldum. gece yarısı bilgisayar başında oturmuş klavyenin tuşlarına vurarak anlamsız sesler çıkaran bir salağım sadece.
ve "yolun yarısı"nı resmi olarak geçtiğim bu doğum günümde, babamın fotoğrafının karşısında oturup, sabaha kadar içeceğim. kendimden nefret edene kadar içeceğim. unutana kadar içeceğim.
lois lane, dünyayı bırakıp giden superman'in ardından yazdığı "dünyanın neden superman'a ihtiyacı yok" başlıklı yazısına son noktayı koyabilir artık. ne diyordu o yazısında lois: "belki de o gerçekten "çelik adam"dı. soğuk ve duygusuz... o olmadan biz çok daha iyi durumda olacağız..."
bensiz çok daha iyi durumda olacaksınız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder